Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

Genç Türkiye

turkey
us

Fizik ve varoluş

Fizik kelimesinin çok anlamlılıktan doğan belirsizliklerini gidermeli.

Politikacılar, avukatlar, ilahiyatçılar ve fizikçiler gibi kitaplaşmış ve kurumsallaşmış bir bilgi alanında; birim metin üzerindeki uzmanlıklarını satarak para kazananlar; kavram keşmekeşini çok severler. Bu tip meslekler hukuk meslekleridir.

Fizik bir hukuk mesleği olduğu için varoluş sorularına cevap veremez. Neden? Çünkü fizikte hukuk mantığı geçerlidir. Hukukta tek doğru yasal olandır. Her yasal ifade doğrudur ve sorgulanamaz. Bu yüzden fizikte çelişki ve hata olamaz.

Bir fizikçiye “Newton gücü tabiatta var mıdır?” diye bir varoluş sorusu sorsanız çok kesin olarak “duruma göre değişir; hem vardır, hem yoktur; hem de ne vardır ne yoktur; ve hem de varyoktur” diye cevap verecektir. Bu her fiziksel miktar için geçerlidir.

Eğer teorileri çelişki veya hata içerirse fizikçiler bu çelişki ve hatalara birer isim verip onları cisimlendirirler ve yeni fiziksel miktarlar olarak fizik metnine eklerler. Bu şekilde her türlü matematiksel hata ve felsefi çelişki birer yasal fiziksel araştırma alanı olur. Bu okulcu kurumların binlerce senedir uyguladıkları bir yöntemdir.

Fizikte her kavram en azından üç varoluş biçiminde varolurlar; her fiziksel miktar hem vardır, hem yoktur ve hem de varyoktur. Bu durumun en güzel örneği, yukarda da belirtildiği, gibi Newton gücüdür.

Fizik ile bilimi birbirinden ayırmak gerekir. Fizik Avrupa okulculuğunun bugünkü adıdır. Fizik teorik konuları tekelinde tutan bir kurumdur. Nasıl ki devletin yargı kurumu toplumsal kanunları tanımlamada tek yetkidir ve başka hiç bir kurum toplumsal kanunları tanımlayamaz, fizik kurumu da küresel kuramsal okulculuğun tekeli olarak tabiatla ilgili kuramsal konuları tanımlar. Kendilerine tabiatı araştırıyormuş ve varolan kanunları buluyormuş görüntüsü verirlerse de fizikçiler tabiatı yasarlar. Gözlemleri kendi ideolojilerine ve kitabına uydururlar.

Newtonculuğun ötesi

Amaç sadece, Newtonculuğun bir tarikat olduğunu göstermek değil. Newtoncu, eski, tutucu, hukuki, akıl dışı tabiat görüşünün ötesine geçip; yeni bir tabiat görüşünü insanların değerlendirmesine sunmak.

Fizik bir okul olduğu için, okulun temel dogmasını değiştiremez; bu temel dogma, Newtoncu kökten maddeciliktir.

Bu sebepten, fizik hep daha önce tanımlanmış ve kanunlaştırılmış fizik hukuku üstüne yeni teoriler inşa eder; hiç bir zaman temel dogmayı sorgulamaz. Fizik teorilerinin bu kadar çirkin ve absürt olmalarının önemli bir sebebi de budur.

Fiziğin tabiata bakış açısı Newtoncu fizik hukukudur. Bilim ise hukukun tersidir; çünkü bilim hukuk mantığına değil çelişki mantığı üzerine kurulmuştur.

Newtoncu hukuki bakış açısına kilitlenmiş fizik tabiata bağımsız olarak bakamamaktadır.

Neden hep fizikten konuşuyoruz?

Çünkü tabiatla ilgili temel konular fizik mesleğinin konuları olup, fizikçilerin koruması altındadır.

İlginç bir gözlem de, insanların bilimsel evrim sürecinde Galileo’nun zamanında takılıp kalmış olmaları. İnsanlar hala “bilime karşı din” savaşını veriyorlar. O dönem artık gerilerde kaldı. Günümüzün bilimsel problemi başka.

İnsanın doğal hali

İnsanın doğal halini ararsak ne bulacağız?

Şehir öncesi avcı insan mı; şehirlere yerleşik insan mı; para öncesi insan mı; para sonrası insan mı; insansal organizmaları yaratmadan önce bağımsız yaşayan insan mı; din öncesi, din sonrası insan mı? İnsanın doğal hali var mı? Programlanmamış insan varolabilir mi?

Doğal olan yerine, belki sabit olan nedir onu sormalı.

Evcil hayvanın insana alışması; insanın insansal organizmaya alışması.

Tek gerçek para; çünkü her şeyi her şeye çeviren para; âlemşümul birim.

İnsan format atılmış boş doğar; ailenin ve çevrenin yüklediği programlarla çalışır, demiş biri; belki de doğrudur.

Kimisi de insanın özünün ne olduğunu biliyormuş gibi davranır; bu insanların asıl amacı kendilerinin öz ve gerçek insan olduklarına ve diğerlerinin olmadığına ve olmayanları insan yapmak için büyük fedakarlıklarla çalıştıklarına. . . Bunlar genelde akademik ulema, yazar çizer veya entel takımıdır; ulema sınıfının en değişmez özelliğidir bu; kendini, kendi bilgisini gerçek doğru olarak tanımlamak ve diğerlerini “doğru” yola çekmek.

Dünyayı tasarlama işi size verilseydi nasıl bir dünya tanımlardınz?

Dünya kurucu varsayımınız olarak hangi ifadeyi seçerdiniz?

***

Newton bir tek varsayımdan başlayıp bugün içinde yaşadığımız dünyayı yaratmıştır.

Newton’un kabul ettiği o tek varsayım neydi?

Mutlak.

Newton mutlakı kabul etti; her boyutta.

+ Toplum düzeninde mutlak kraliyet;

+ Evrenin yaratıcısı ve düzenleyicisi olarak mutlak tanrı;

+ Tabiatta mutlak bölünmez, yani madde;

+ Evrenin mutlak kanunu, yani güç.

Ve insan olarak bütün bu keyfi tanımlamaları “bulan” kendisini mutlak deha ilan etti.

***

Newton, tanımlamalarını kullanarak kendi içinde tutarlı bir dünya sistemi yarattı ve bu sistemin gerçek doğru olarak kabul edildiği Newtoncu okulu kurdu. Bu maddeci Newton kültü insanlara hala tabiatın gerçek kanunları olarak öğretilmekte.

***

İnsanlar olarak mutlak kraliyet düzeninden vaz geçtik; mutlak yaratıcıdan vazgeçtik; evren görüşümüz genişledi, evreni Newton’un bulduğu bir gücün idare etmediğini biliyoruz.

Kendilerini yarı tanrı ilan edenlere artık inanmıyoruz; onları şarlatan olarak görüyoruz. Darwin gibi, Newton gibi kitap kültlerinin İngiliz propagandasının sömürü markaları olduğunu biliyoruz.

***

Bütün mutlak tanımların altında bir sömürü yattığını artık anladık.

Peki neden hala mutlak madde tanımlamasına inanıyoruz?

Bütün mutlak tanımlar, tanımlamayı yapanlar tarafından sömürü aracı olarak kullanılıyorsa; bu gerçek neden madde tanımlaması için de geçerli olmasın?

Tabii ki geçerli.

***

Mutlakı varsaymazsak kendimizi bilimsel ve maddesiz bir dünyada buluyoruz.

***

Tasarladığınız dünyayı nasıl pazarlardınız? 

Maddesiz metalar, markalar

Dünya maddesel değil; işlemseldir. Temel işlemler hangileridir?

Temel bir işlem, değişik alanlarda ve mesleklerde, ayrı isimler altında kullanılıyor olabilir. Bu meslekî etiketleri atarsak, işlemi tanıyabiliriz.

***

Cisimlendirme temel bir işlemdir. Tüketim toplumunda ürünler cisimlendirilir; akademik dünyada kavramlar cisimlendirilir; fizik dünyayı cisimlendirir.

Uygulama alanına göre; cisimlendirme, markalaştırma, sabitleştirme, standartlaştırma aynı işlemin değişik adlarıdır.

***

Sahiplenme cisimlendirme yolu ile yapılan bir işlemdir.

Taşınmazlar ve görünmezler, markalaştırma ile cisimlendirilir ve marka cisimlendirilen şeyin tapusu olur.

Markalaştırma, cisimlendirme ile yapıldığı için her şey markalaştırılıp sahiplenilebilir.

Cisimlendirilecek şey; soyut, somut, kelime, imge, simge, görüntü, kavram, konsept, fehva, terim, deyim, denklem, ifade, insan, anlam, süreç, meta, motor, arama motoru. . . gibi ismi olan herşey olabilir; ismi olmayan bir şey de cisimlendirilerek var edilebilir.

Cisimlendirmek için cisim gerekmez; dünyanın maddesiz olmasının bir sonucu bu.

***

  • Şirketler ürettikleri malları markalaştırıp sahiplenirler;
  • Dinler öğretilerini ve ayinlerini markalaştırıp sahiplenirler;
  • Ataerkil toplumlar kadınları cisimlendirip erkeklerin malı yaparlar;
  • Akademik ulema, deneme yanılma işlemini “bilim” diye markalaştırıp sahiplenmiştir;
  • Fizik uleması ürettikleri kuramları, medya aracılığı ile markalaştırıp sahiplenirler.

***

Cisimlendir, markalaştır, sahiplen… Bu standart pazarlama yöntemi her alanda geçerlidir.

***

Bilgi kadar önemli bir metayı egemenlerin -sahiplerin- kontrol etmemesi mümkün mü?

Bilgi içeren her kelimenin bir sahibi olmalı.

Renk isimleri gibi kimsenin malı olmayan kelimelerin bile, belli pazarlarda marka özelliği olabiliyor; sarı kırmızı gibi.

***

Fizik mesleğinin küresel değerde markaları var: Uzay-zaman, yerçekimi, kütle, güç, izafiyet, madde. . . gibi.

Bu kavramları fizikçiler markalaştırarak sahiplenmişler; ve sahiplenerek koruma altına almışlar. Koruma altında olduğu için de bu markalar bilimsel sorgulamaya açık değil.

***

Fikirleri, koruma altına alıp, sorgulamaya kapatan insanlara bilim insanı denemez.

***

Blogda ki etiketler hakkında daha önce yazmıştım. Şimdi de bu kelimelerin sahiplerinin kimler olduğunu anlamak istedim.

Benim konularım arasına giren markalaşmış etiketlerin büyük çoğunluğu ulema sınıfının kontrolündeymiş. Ulema türlerini şöyle ayırdım:

a-ulema = akademik (fizik)
b-ulema = din
c-ulema = akademik (toplum bilim)
d-ulema = hukuk (yasama)
e-ulema = pazarlama (tüketim)

***

Markalaştırılmış fikirlerin asıl sahipleri ulema değil.

Ulema başka bir işverenin çalışanları; onlar bu markaları tasarlayıp markalaştırıyorlar; markaların asıl sahipleri insansal bürokrasiler.

Bu bürokrasiler, okul ve din gibi, kitap bilgisini sömüren kurumlar; veya güç prensibini temel almış bayrak devletleri; veya kâr amaçlı logo şirkeleri.

Ana marka; kitap, güç veya logo olabilir; bir ana markayla ilgili binlerce tali marka üretilebilir.

***

Fikir markalarının satıldığı ve tüketildiği pazarlar var; bu pazarlar, müritler, talebeler, yandaşlar, ve inananlardan meydana gelmiş olabilir.

Yani, tüketim mallarının sahiplenilmesini ve pazarlanmasını sağlayan tüketim markaları ile; fikirlerin sahiplenilmesini ve pazarlanmasını sağlayan markalar arasında hiç bir fark yok.

***

Fikir markalarının sahipleri olan insansal hiyerarşik organizmalar açısından bakıldığında, insanlar bir pazardan başka bir şey değil.

Küresel ilaç şirketleri açısından, insanlar onların ürettikleri ilaçları tüketen bir pazardır. Küresel ilaç tacirlerinin amaçı insanları kırıp geçiren hastalıklara çare bulmak değil, insanların mümkün olduğu kadar uzun süre hasta kalıp ilaç satın alabilmesidir.

İnsanları ilgilendiren en önemli konular insanların kendi kontrolünde değil de, insan olmayan, bedensiz, ve insan düşmanı organizmaların elindedir.

***

İnsanların doğal haklarının çoğunu insansal organizmalara kaptırdıkları bilinir; bu yitirilmiş haklara fikir özgürlüğü ve bilim özgürlüğünün de dahil olduğu pek bilinmez.

Eğer tabiatla ilgili temel buluşları ve fikirleri; bir bürokrasi, markalaştırıp tekeline almışsa; ve bu markalar sorgulamaya açık değilse, insanların düşünce ve bilim özgürlüğü yok demektir.

***

Kelimelerin bilgi ihtiva ettiği; bu bilginin kelimeyi markalaştırıp sahiplenen kuruma ait olduğu; bu sahiplerin markalarının anlamlarını istedikleri gibi değiştirip pazarlarını manipüle ettikleri, bilinse iyi olurdu belki.

***

Ulema sınıfının mesleği bilim değil, pazarlamacılıktır; onların işi egemen sınıflar için yeni tanımlar tasarlamak ve geliştirmektir.

Madde de bir marka olduğu için; maddesiz bir dünya sadece bir pazarlama programı sonucu gerçekleştirilebilir.

Madde konusu fizik ulemasının tanımlama yetkisi altında olduğu için de, bir blogda madde üstüne fikir yürütmek, yasama yetkisi olmayan bireylerin kanun yazmaya çalışması kadar etkili olabilir ancak.

Hipotez, olgu kuram ve dogma

TÜBİTAK’ın Bilim ve Teknik dergisinden atılan Darwin kapağını, Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji dergisi kapak yaptı.

Darwin “sansürüne” tepki olarak hazırladıkları yazıya editörler şöyle giriş yapmışlar:

Ortalık toz duman. Evrim üzerine tek kitap okumamışlar, güçlü inanç sahibi ancak bilimi reddedemeyen köşe yazarlarından tutun, ne yaratılışçılığı ne de evrimi tanımlayamayacak düzeydeki siyasetçiler, ortalığı, olguları, bilimi her şeyi birbirine karıştırarak çorba yapıyorlar. . .

Biz burada bütün temel konuları yeniden gündeme getiriyor, kavramları açıklıyor ve yaratılışçı safsataya olgular ve gerçekler ışığında yanıt veriyoruz.

Buradaki açıklamaları Scientific American Temmuz 2002; Nature 2009; Douglas Futuyma’dan alıyoruz.

İngiliz Darwin markasını bilimle eş anlamlı yapan Cumhuriyet editörleri, Amerikan ve İngiliz Darwincileri tarafından yazılmış yazılarla bize bilimi açıklayacaklar.

Darwin’i savunarak bize bilimi öğretecekler!

Her neyse, ben 8. sayfadaki “Hipotez ne, olgu ne, kuram ne?” adlı yazıyı dikkatle okuyarak neymiş bunlar öğrenmek istedim.

***

Hipotez. Olgu. Kuram.

Bunları “bilimin temel kabulleri” diye tanımlamış editörler.

Herşeyden önce, bu kavramlar bilimin temeli değil; skolastikliğin temelidir.

Bunlar akademik ve kurumsal kavramlardır; akademik ulemanın bilime sahiplenmek için icat ettiği tanımlardır.

Bilimin bir tek metodu vardır: deneme yanılma. Bu kadar basit

***

Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji dergisinin editörlerine göre neymiş bu hipotez, olgu ve kuram?

***

Hipotez

Hipotez bir önerme; bir kabuldür.

Hipotez, denemek için ortaya atılan bir fikirden başka bir şey değildir.

Gözlem: Araba çalışmıyor;

Problem: Araba neden çalışmıyor?

Hipotez: Bak bakalım akü mü boşalmış?

Bilimsel düşünce bu kadar basittir; bilim olayında daha derin bir şey yoktur; olduğunu iddia edenler bilimi fetişleştirip sahiplenmek isteyenlerdir.

***

Olgu

Kanıtlarla çok fazla desteklenerek artık doğruymuş gibi kabul etmemizde hiç bir sakıncası olmayan bir hipotezdir. 

Olgu: Aküsü biten araba çalışmaz.

***

Kuram

Kuram desteklenmeyen bir spekülasyon değildir. . . Bir gurup düşünce ya da olayın açıklanmasını (hedefleyen) düşünce ve ifadeler bütünü . . . bilinen ya da gözlenen bir şeyin genel yasaları, ilkeleri ya da nedenleri olarak bilinen bir anlatım.

Kuram: Markası ne olursa olsun, aküsü biten araba çalışmaz.

***

Burada komik ve acıklı olan; ulema sınıfının, bütün insanların doğal olarak bildiği deneme yanılma yöntemini, “bilim” diye adlandırıp sahiplenmeleri. 

Hipotez, olgu ve kuram; deneme yanılma metodunun ulema tarafından uydurulmuş skolastik adlarından başka bir şey değil.

***

Dogma

Editörler bilimin en temel “kabulü”nü unutmuşlar: Dogma

Belki de bilimde dogma yoktur diye bir yanılgı içindeler.

Dogma, akademik ulemanın din ulemasını suçlamak için kullandığı bir anahtar kelime olduğu için sanki bilim düşmanı bir kavram olarak pazarlanır; aslında, sabit tutulan varsayım demektir; bilim düşmanı bir kelime değildir.

Dogmasız bilim olamaz.

En temel seviyede, dogma, her bilime o bilimin temel araştırma birimi olarak girer.

Mesela, biyoloji hücreyi inceler; biyolojide hücre sorgulanamaz; bu da dogma demektir.

“Hücre yoktur” diyerek hücreyi sorgulayan biri kendine biyolojiden başka bir bilim dalı bulmalıdır.

Fizik maddeyi inceler; fiziğin dogması maddedir; sorgulanamaz.

Evrimin dogması evrimdir.

Bir dogmanın kanıtlanması imkansızdır; doğru olduğu varsayılan bir şey kanıtlanamaz.

Dogma başka şeyleri açıklamakta kullanılır; kendisi kanıtlanmaz.

***

O zaman, dogma, hipotez, olgu ve kuram, akademik skolastik yorumculuğun temel kabulleridir, bilimin değil.

Teknoloji buluşu yapmaksa amacınız, o zaman, bu skolastik akademik kurumsal tanımlamalara boş verip; Arşimed, Galileo, Edison, Tesla, Kepler ve Google’u icad edenler gibi; deneme yanılma yöntemini kullanabilirsiniz.

Gerisi, skolastik doktorların uydurduğu safsata etiketlerdir.

d’Espagnat’nın fizikteki madde anlayışını eleştiren bazı ifadelerini buldum.

Fizik kitaplarında hep gördüğümüz şu basmakalıp atom resminin tamamen yanlış olduğunu söylüyor.

Atom’un nötron ve protondan meydana gelmiş çekirdeği ve onun etrafında dönen elektronlar göze hoş görünür; ama tamamen yanlıştır.

Bu yanlış atom görüşü sadece fizik ders kitapları veya popüler sitelerle sınırlı değil; CERN gibi hızlandırıcalarda çalışan profesyonel fizikçiler tarafından bile kabul edilmiş bir görüştür.

Peki bu ana maddeden meydana gelmiş atom neden yanlış?

Cisimlerin ana bileşenlerinin madde olduğunu artık söyleyemeyiz; cisimleri meydana getiren madde değil.

D’Espagnat maddeyi “maddesizleştirdiğini” söylüyor. Kullandığı kelime “déchosification.” Yani nesnelleştirilmiş bir şeyi nesnel olmayan eski haline geri çevirmek. İngilizcesi “de-reification” olmalı. Nesnelleştirme işine ben “cisimleştirme” diyorum.

Yani madde; tabiatın madde olduğu dogmasından yola çıkan fizikçilerin, aslında madde olmayan tabiatı “cisimlendirme” yoluyla dogmalarına uydurmalarıdır.

***

D’Espagnat gibi bir fizikçinin -daha çok filozof aslında- maddesizlik felsefesine katılmasını memnunlukla karşılıyorum.

Fakat, D’Espagnat’nın maddesizliği tam bir maddesizlik değil. Onun başlangıç noktası kuantum fiziği; bu şekilde kendini fizik maddeciliğine bağlamış oluyor; işin içinden çıkamadığı için de bir “örtülü gerçek” fikrini ortaya atıyor.

Dünyayı tanımlayanlar

 

merakli-kediNeden bazı insanlar “dünyayı anlamak” ister; diğerlerinin umurunda olmaz?

Fizikçi d’Espagnard amacının bu dünyayı anlamak olduğunu söylüyor. Picasso “aramıyorum; buluyorum” demiş. Yani dünyanın yapısını fizikçilerden daha iyi anlamış; bir tanımlamalar dünyasında yaşadığımızı biliyor.

***

Her çocuk doğal bir merakla doğar ve etrafını anlamaya çalışır; sonra, eğitim bu merakı öldürür; iyi mi kötü mü bilmiyorum.

Bazı insanlar çocukluk meraklılıklarını hiç kaybetmezler; çevrelerini anlama merakı, tabiatın esasını anlama merakına dönüşür.

***

Sorgulama ve merak bir tip hastalık olmalı; çünkü dünyayı anlamaya çalışmayan insanlar gayet mutlu ve güzel hayatlar yaşıyorlar. Güzel bir hayat yaşamak için sorgulamak ve bilmek gerekmiyor. Hazır tanımlamalara inanmak; ve yerel tanımlamaları kendine göre yapmak; bunlar yeterli.

***

Şu blog yarışmasını görünce aklıma geldi bunlar. Benim blog hangi kategoride olmalı diye düşünürken. Felsefe mi? Bilim mi? Saçmalık mı? Hepsi olabilir, ama aslında, benim dünyayı anlama çabalarım bu yazdıklarım. Artık kötü bir alışkanlık olmuş ve devam edip gidiyor. Yani kişisel blog kategorisi. . .

***

Yazdığım konuları anlamak için, bloğun etiketlerine baktım. Bir liste yaptım. Neden bu kelimeler? Hepsinin yanına ne olduklarını yazdım. Baktım hep “neden” diye sormuşum.

Her kelimenin kabul edilmiş bir anlamı var ve bir de benim tanımlamam var.

Bütün hikaye bu.

***

Kabul edilmiş egemen tanım

Benim egemen tanıma karşı yaptığım tanım

***

Alışkanlık

İnsanlara ait bir özellik

Organizmaların varoluş özelliği; periyodik hareket

 

Anlaşma

İki parti arasında söz

Tabiatın temel sabiti; tabiatın temel işlemi olan aşkın sonucu

 

Aristo

Filozof

Markalaştırılmış bir insan; o kadar çok anlamı var ki anlamsız

 

Avrupa

Bir kıta

Hiyerarşik bürokrasiler tarafından kontrol edilen, otoriteye bağlı, insan düşmanı bir toplum düzeni

 

Aydınlanma

Avrupanın bilim düşmanlığından bilim severliğe geçişi

Avrupanın bilim düşmanlığını gizleyip; bilimi fetiş yapıp aydınlanmayı sömürü aracı olarak kullanması

 

Bürokrasi

Memurlar

Yaşayan bir organizma

 

Bilim

Din karşıtı elastik kavram; fizikle eş anlamlı

Fizikle eş anlamlı değil; saymaya dayanan bilgi; birimsel bilgi

 

Bilimsel devrim

İngiliz marka peygamber Newton’un önderliğinde insanlığın bilimsel nirvanaya ulaştığı tarihi an

Aydınlanma aldatmacasının diğer adı; bakınız, aydınlanma

 

Bilim tarihi

Newton’dan önce ve sonra diye ikiye ayrılır; Newton’dan önce, insanlık yüce peygamber Newton’a hazırlıktı; sonra ise, Newton’un buluşlarına yorum olarak devam eder. Newton herşeyi bulmuştur; Newton sonrası Newton’a yorumdan başka bir şey olamaz

Tarih; araştırma; bilgi

 

Darwin

Evrim teorisi

Kitap bilimlerinin Newton’dan sonraki baş markası; İngiliz sömürge markası

 

Din

Gaipten haberler

İnsanları programlama aracı; hazır tanımlar külliyatı

 

Din taşaronları

İnsanların kurtarıcıları

Dini insanları sömürmek için kullanan aracı sınıf

 

Elma

Meyva

Kült sembolü

 

Evrensel çekim gücü

Newton’un buluşu; her şeyin tek sebebi

Safsata; yok böyle bir şey

 

Felsefe

Bir akademik araştırma dalı

Tanımlama ile elde edilen bilgi

 

Fizik

Bilimin baş tacı; temel bilim; efsane bilim; bilimlerin şahı; tek bilim, başka herşey pul kolleksiyonculuğu

Skolastik ulemanın yeni adı; elektrik biliminin enerji ve silah yapımına uygun olduğu anlaşılınca “doğa felsefecileri” isimlerini “fizikçi” olarak değiştirip bayrak devletlerinin kulları oldular; akademik ve uygulamalı fiziği ustaca karıştırıp -ikisini de kullanıp- kendilerini bilim insanları olarak yüceltirler

 

Görüntü

Görünen

Herşey görüntü

 

Galileo

İlk Newtonculardan

Newtoncular tarafından tanrılaştırıldığı için işlerinin asıl anlamı araştırılamıyor; sorgulanmaya kapatılmış; Galileo’nun bilimsel mirasına en büyük hakeret, onu tanrılaştırmak, işlerini bilime anıt yapmaktır

 

Hikaye

Anlatı

Asıl algılanan

 

Hukuk

Yasalarla ilgili

Hukuk çok daha genel ve temel bir konu; mesela, fizik bir hukuk sistemidir; bilimin karşıtı din değil hukuktur çünkü mantıkları, en temel seviyede başkadır

 

İnsan

İnsan, insanın baş düşmanı insansal organizmalar tarafından tanımlanmış

Organizma; esas özelliği belirsiz; herkesin ayrı fikri olabilir

 

Madde

Mutlukın kabulu ve tabiata yansıtılması; bölünmez ana madde

Newton’un bir varsayımı; bölünmez ana madde; insansal organizmaların en eski sömürü aracı

 

Maddesizlik

Böyle bir kelime sözlükte yok

Maddeci, katı bölünmez, kopuk, güçlü Newtoncu dünya görüşünün tersi; hiçlik demek değil; tabiatin ana maddeli değil, ana işlemli olduğunun ifadesi

 

Marka

Daha çok tüketim toplumuyla ilişkilendirilir

Tüketim toplumuna has değil; görünmeyeni görünür yapan sabit; her şey markalaştırılabilir; bir kavramın çok çeşitli alanlarda başka kelimelerle ifade edilmesi insanları şaşırtıyor; ayrı markaları ayrı kavramlar zannediyorlar;

 

Mevlana

Gizemci islam filozofu

Mevlana’nın tasavvuf geleneğinde “tanrı” kavramını “tabiat” ile değiştirirsek gizemcilikten kurtuluyoruz; geriye bilimsel tabiat görüşü kalıyor; her şeyin tek bir devamlılığın görüntüleri olduğu

 

Newton

Yarı tanrı seviyesine ulaşmış; evrenin kanununu bulup insanlara hediye etmiş, bir bilim adamı

İngiliz sömürü markası; kalpazan; sahtekar; bilim düşmanı; megalomanyak skolastik doktor; daha uzatmaya gerek var mı? Deşifre edilip çöpe atılmalı

 

Newton aldatmacası

Kimse böyle bir aldatmaca olduğuna inanmıyor halihazırda

Yoğunluk devamlılığı olarak Kepler kuralı ile geometrik olarak tanımlanmış dünyanın; Newton tarafından madde ve dinamik olarak satılması

 

Newtonculuk

Newton bilimsel metodunu uygulayanlar

Newtonculuk bir tarikattır

 

Okulculuk

Bilimsel devrimle okulculuk tarihe karıştı

Okulculuk, yani skolastik doktorların bürokrasisi, her zamankinden daha güçlü; sadece isim değiştirdi; bugunkü adı fizik

 

Organizmalar

Canlı varlıklar

Bir organizmanın yaşayan bir organizma olması için bedeni olması gerekmiyor; her organizma bir anlaşma ile var oluyor; anlaşma bitince organizma da yok oluyor; bilimin birimi olarak organizmayı alabiliriz; bir çok yapay akademik bilim dalları böylece birleştirilmiş oluyor

 

Ölüm

Maddeciliği esas alan din, ölümü madde ile ilişkilendirir; mutlak yok oluş; ölümün tanımı dinlerin kontrolündedir

Maddesiz dünya görüşüne göre, organizmaların bir boyuttan diğerine geçişi olarak tanımlanabilir; bir tür geçiş; bilimsel olarak sorgulanmalı

 

Özgürlük

Özgürlüklerinizi elinden alanın size söylediği

Kendini birey olarak tanımlama hakkı

 

Profesyonel sınıf

Toplumun en itibarlı sınıfı; çeşitli ulema türlerinden meydana gelmiştir

İnsansal organizmaların insanları sömürmesini mümkün kılan ulema sınıfı; hukuku yüceltirler; standartları belirlerler

 

Saymak

Bir, iki, üç . . .

Saymak fiziğin temeli; fiziğin bütün o çapraşık matematiksel sembolik tezyinatı  ve törenleri sonuçta saymaya indirgeniyor; fiziğin tanımlaması böyle; daha genel olarak, sayma ile elde edilen bilgiye bilim deniyor

 

Tabiat

Doğa; belirsiz, elastik bir kelime

Görüntü; gözlem veritabanındaki noktalar; mutlak bir “arka plan” yok; bütün olayların oynandığı bir “sahne” yok

 

Tanımlama

Tarif etme

Bildiğimiz herşeyi tanımlama yolu ile bilebiliyoruz; ulema -yani fizikçiler- bunu çok iyi anlamış; tanımlıyorlar; tanımladıklarını da tek gerçek doğru diye tanımlıyorlar;

 

Ulema

Bilginler

Din bilginleri ile kısıtlı değil; en eski kadrolaşmış kitap bilimi mesleği; profesyonel sınıf; insansal organizmalar tarafından korunan işbirlikçi sınıf

 

Uzay-zaman

Görelilik kuramı uyarınca üç-boyutlu uzay ile zaman arasındaki ayrımın kalkmasıyla oluşan dört-boyutlu sürem.

Fizikteki en elastik kavramlardan biri; fizikçiler uzay-zamanı gererek ona her türlü anlamı yükleyebilirler; uzay-zamanın açıklayamadığı bir şey olamaz; olursa hemen yeni bir uzay-zaman türü tanımlanır

 

Varlık

Madde ve yaşamla ilgilendirilir

Anlaşma sonucu varolan organizma

 

Yörünge

Newton gücüne bağlanır

Newton gücüyle alakası yok; Kepler kuralı ile tanımlanır; yoğunlukla ilgili

 

Yerçekimi

Newton’un bulduğu güç; elmaları düşüren

Yok böyle bir güç

Ölüler dünyası

İşte hal böyleyken günün birinde yine sağı solu tekmelemece oynarken bir yerden soğuk geldiğini fark ediyorsun. “Nereyi açık bıraktınız kapatın uleynn” diye bir iki tepik daha fazladan atıyorsunuz. Tepikleme fayda etmiyor, üstüne üstlük zarar ziyana sebep oluyor. Bu sefer soğukla birlikte ışık da gelmeye başlamıştır. İşler gittikçe karışır, o kargaşada bir an bir yere doğru çekilmekte olduğunuzu fark edersiniz ve bir anda ne oluyor, ne bitiyor diye olayın şaşkınlığı içinde kalakalırsınız. İşte tam o anda bir tokat hissedersiniz ve anlarsınız ki sizin keyf çattığınız mekanınızdan kapı dışarı edilip, oradaki rahatınızı mumla arayacağınız Dünya denilen yerdesiniz. Haliyle de o tokat sonrasında olaya vakıf olur ve basarsınız çığlığı, başlarsınız zırlamaya, ağlamaya.

Yani bebek doğmuyor; ölüyor!  

Çok güzel yazmış; helal olsun :) 

Diğer açı.

Eski Gönderiler »