3. Bölüm
I. Giriş
Bu araştırmanın hedefleri şöyle özetlenebilir:
1. Newtoncu; mutlak kopuklu, ana maddeli ve güçlü tabiat öğretisini; sürekli, maddesiz ve işlemsel tabiat tezi ile değiştirmek;
2. Kepler kuralına Newton’un uyguladığı, dinamik Newtoncu markalaştırmayı kaldırmak; ve Kepler kuralının tanımladığı yoğunluk devamlılığını tabiatın temel ölçülebiliri olarak tanımak;
3. Maddesiz tabiatın mümkün ve ölçülebilir olduğunu; ve maddeci öğretinin aksine, gözlemlerle desteklendiğini göstermektir.
II. Yoğunluk devamlılığı
1. Genel tanım
Yoğunluk devamlılığı, en genel olarak; “belli bir hacim, o hacmi kapsayan yüzeyin alanına oranlıdır” diye tanımlanır.
2. Yoğunluğun tanımı
Yoğunluk devamlılığı, yoğunluğun tarifi olarak yazılabilir:
Y ve D, bir yörüngenin yarıçapı ve dönemi; Y0 ve D0, Y ve D’nin birimleri olarak seçilmiş miktarlardır.
Newton; yoğunluğun, hacim ve yüzey arasında; Kepler kuralı ile verilen bir ilişki olduğunu anlayan ilk araştırmacıdır. Bu ilişki,
şeklinde ifade edilir.
Kepler kuralı fizik geleneğinde “Keplerin üçüncü kanunu” diye bilinir. Aslında, Kepler kuralı bir kanun değil, orantıdır; yani iki oranın eşitliğidir. Bu orantıya “kanun” lakabını takarak, Newtoncu fizik onu sahiplenmiştir; ve Newton mekaniğinin bir parçası yaparak; sanki Newtoncu okült gücün, gözlemlerle desteklendiği izlenimini yaratmıştır.
Kepler’in Tycho Brahe’nin gözlemlerini analiz ederek bulduğu bu orantıya “kural” diyerek; bu geometrik kuralın, Newton’un sözde dinamik kanunları ile ilişkilendirilmesine ve anlamının yozlaştırılmasına karşı çıkmış oluyoruz. Newton’un, salt geometrik bir kuralı, “Newton’un dinamik güç kanunları” diye markalaştırıp pazarlaması, artık kanmadığımız bir sahtekarlıktır.
Örnek
Einstein’ın araştırmaları, Newton gücünün, yörüngeleri hesaplamak için tasarlanan matematiksel modellerde kullanılması gerekmediğini göstermiştir. Yörüngeler Newton gücü kullanılmadan hesaplanır.
Fizik mesleği Newton’un güç kavramını sadece bürokratik bir alışkanlık olarak okutmaya devam etmektedir. Güç kavramının miadı dolmuştur.
Güç, fizikte geçerli bir kavram olmaktan çıktığı halde, Kepler kuralı geçerliliğinden hiç bir şey kaybetmemiştir.
Kepler kuralı, genel ve temeldir; Newtoncu güç ve kütleden bağımsızdır; Newton mekaniğinin esas motorudur; ve Newtonculuğun temel dogması, atomik maddecilikle bir ilişkisi yoktur.
IV. Newton’un Principia’sında yoğunluk tanımı
Yoğunluk devamlılığından meydana gelmiş, maddesiz ve devamlı, tabiat modelini incelemek için, Newton’un Principia’sındaki, birinci tanımdan başlayabiliriz.
Kitabını başlatan, bu çok önemli tanımlamada, Newton yoğunluğu tanımlamayı seçmiştir. Newton’un yoğunluk tanımlaması, Kepler kuralının gizli olarak, ifade edilmesidir. Birinci tanımı deşifre ederek şöyle yazabiliriz:
ya da, Newton’un dediği gibi; maddenin miktarı, yoğunluk kere hacme eşittir.
Yoğunluk ve frekansın aynı şey olmaları, tabiatın kopuk ve maddeli değil; devamlı ve maddesiz olduğuna dair önemli bir işarettir. Madde yoktur; sadece yoğunluk farkı olarak kendini belli eden frekans vardır.
Örnek
Bir ipin ucuna bir taş bağlayıp, bir sapan gibi çevirirseniz, meydana gelen sapanın yoğunluğu frekansa oranlıdır. Bu sapanın hiç bir parçası madde değildir. Sapan döndüğü müddetçe, tek bir cisim gibidir; fakat cisim değil, harekettir.
Sapan durup da, ip ve taş diye iki cisim gibi göründüğünde; onlar da cisim değildir, aynı sapan gibi, hareket eden hareketlerden meydana gelmişlerdir.
V. Güç ve kütle
Newton; Newtoncu sistemin en önemli iki dinamik temel taşı olan, güç ve kütleyi, aslında, Kepler kuralının iki parçasının isimleri olarak tanımlamıştır:
Günümüzün fizikçileri, kütleyi maddenin esas özelliği olarak görseler bile, kütle, Kepler kuralındaki sabit terim, Y03/D02‘nin adıdır.
Newton, kütleyi, aynı zamanda, “maddenin miktarının ölçüsü” olarak tanımlamıştır. Kütle maddenin ölçüsüdür; özelliği değil.
Y3 = D2 ifadesi yoğunluğun tarifi olduğuna göre, Newton kütleyi aslında yoğunluğun ölçüsü olarak tanımlamıştır.
Fizik, bir meslek hukuku olduğu için, madde de, kütle de fizikçiler tarafından çeşitli ve çelişkili şekillerde tanımlanabilir ve tanımlanır. Bu sebepten, “madde nedir” sorusu fizikte anlamsız bir sorudur. Fiziğin bilimsel olarak cevaplayamayacağı bir sorudur. Fizik maddeyi kurucu şeyh Newton’un akademik mirası olarak sorgulamadan kabul eder.
VI. Maddenin varsayılması
Madde Newton tarafından uydurulmuş keyfi bir faraziyedir.
Astronomi ve fiziğin işlemsel formüllerinde “madde”yi simgeleyen hiç bir terim yoktur.
Fizikçiler madde, zaman ve mekanın özelliklerini; matematiksel semboller kullanarak, tartışırlar; fakat bu en eski skolastik kavramlar, gözlemlerin açıklanması için gerekli değildirler.
Madde, zaman ve mekan; işlemsel formüllere girmeyen, nitel kavramlardır. Fizikçilerin bu konuları ölçülebilir ve “fiziksel” yapmaya çalışmaları hep boşa gider; ve bu felsefi kavramlar işlemsel formüllerde bulunmaz.
VII. Maddeli ve maddesiz gözlemler
Maddesiz ve sürekli bir tabiat varsayarsak; maddeli ve kopuk tabiat varsayılarak yapılmış bütün gözlemler, aynı başarı ile açıklanabilir.
Newton’un madde varsayımı keyfi ve gereksiz olduğu halde; Kepler kuralını, yoğunluğun tarifi olarak verildiği Principia’nın ilk tanımı, hiç de keyfi değildir; tam aksine, Kepler kuralının kökeni gözlemlere dayanır.
Demek ki, yoğunluk devamlılığını tanımlayan Kepler kuralı, madde ve çekim gücünden bağımsızdır. Zaten Newton, madde ve gücü; çifte tanımlama olarak, birbirleri ile tanımlamıştır; ne madde ne güç Kepler kuralının bir parçasıdır.
VII. Yoğunluk bilimi
Yoğunluk bilimi; yoğunluk devamlılığını, madde varsaymadan, ve Kepler kuralını temel işlem alarak, inceleyen bilim dalıdır.
VIII. Dinamik bilimi
Dinamik bilimi, veya Newtoncu atomik maddecilik, yoğunluk devamlılığını, maddeli kopukluk olarak inceleyen bilim dalıdır; Newtoncu dekoratif ve işlevsiz terimlerle donatılmış Kepler kuralını işlemsel aracı olarak kullanır.
Fizikçiler neden basit bir kavram olan maddesiz devamlılığı, karmaşıklaştırıp, maddeli kopukluk olarak incelemeyi seçmişlerdir? Çünkü, Newton’un kurduğu maddeci sistemi korumak ve yaşatmak -gözlemler tarafından ne kadar yadsınırsa yadsınsın- fiziğin hiç değişmeyecek bir geleneğidir.
Dinamik bilimi olarak bilinen; Newtoncu atomik maddecilik, tabiatı Newton mekaniği ile görüntüler. Newton’un müritleri, Newton mekaniğini, Newton’a atfedilmiş dekoratif üniteler ve sabitlerle donatmışlardır. Newton mekaniği sadece kozmetik olarak -görünüşte- Newtoncudur; bütün hesaplar Kepler kuralı ile yapılır.
IX. Newton mekaniğine tapanlar
Newton mekaniği; bir mekaniktir, yani kendi içinde tutarlı bir üniteler sistemidir.
Newton mekaniği; Kepler kuralını fizik ve astronomi problemlerine kolayca uygulayabilmek için; Newton’un ölümünden sonra, müritleri tarafından, 200 sene içinde geliştirilmiş, bir mekaniktir.
Newton mekaniği; Kepler kuralının, “Newton” markası ile damgalanmış ünite ve sabitleri ile süslenmiş halidir.
Newton mekaniği; Batlamyus mekaniği gibi, gezegenlerin hareketlerini açıklamak için geliştirilmiş bir mekaniktir; insanüstü fizik dehalarının tasarladığı evrenin sırrını çözmüş, gelmiş geçmiş en yüce “teori” olarak yüceltilmesi; bilimsel sonradan görme Avrupa’nın bilimi hâlâ dinselleştirdiği ve mutlaklaştırdığının kanıtıdır. Avrupa hâlâ bilim nedir bilmiyor; bilimin yüceltmek değil, sorgulamak olduğunu hâlâ bilmiyor; putlaştırdığı Newton’un kutsallaştırdığı mekaniğine hâlâ bilimsel teori diye tapıyor.
Örnek
Astronomlar, 19. yüzyıla kadar, Kepler kuralı ile yaptıkları hesaplarda, Kepler’in adına ithaf edilmiş, “k2” diye bir sabit kullanıyorlardı; 19. yüzyılın son yıllarına doğru, İngiliz fizikçiler, k2‘yi İngiliz ünitelerine çevirdiler ve ismini “Newton’un evrensel gravitasyon sabiti G” diye değiştirdiler.
Astronomi bilimini İngilizleştirip, sahiplenme operasyonunun bir parçasıydı bu isim değişikliği.
Kepler kuralı, böylece Newton adı ile markalaştırıldıktan sonra, Newton’un müritleri daha da ileri gidip, Kepler kuralını Kartezyen koordinatların fonksiyonu olarak yazmışlar ve bu değişimden geçmiş Kepler kuralına da “Newton’un hareket denklemleri” demişlerdir.
Kepler kuralının bu markalaştırılma sürecinde; politik alandan çok iyi bildiğimiz, İngiliz sömürgeciliğinin; astronomiye ve insan aklına uzatıldığını açıkça görüyoruz.
Örnek
Fizikçilerin “enerji koruma kanunu” dedikleri şey, Kepler kuralının
şeklinde yazılmasıdır. Yani, fizikçilerin “enerji koruma kanunu” -aslında- “yoğunluk koruması”dır.
X. Avrupa’nın Newton aldatmacası
Newton mekaniği, kendi içinde tutarlı bir birimler sistemidir. Bu sistem Kepler kuralının bir uygulaması olarak tasarlanmıştır; amacı Kepler kuralının iki geometrik terimi üzerine monte ettiği, dinamik olduğu iddia edilen, dekoratif etiketleri göstererek, tabiatın Newtoncu, dinamik ve maddeci olduğunu iddia etmektir.
Bu iddia; gaza basınca, arabanın gücünü markasından aldığını iddia etmek kadar inandırıcı olabilir ancak.
Newton mekaniği, Newtoncu atomik maddecilik öğretisinin bir uygulaması değildir; tabiatın maddesel ve dinamik olduğunu ispatlamaz. Dinamik adlar taşıyan işlevsiz Newtoncu etiketler kaldırıldığında, altındaki motorun Kepler kuralı olduğu görülür.
Keplerin bulduğu; ve sadece iki terimle yörüngeleri açıklayan kuralın, Newtonculuk tarafından markalaştırılması; ve kendi maddecilik dogmasına yalancı şahit yapılması; insanlık tarihinde eşi benzeri olmayan bir bilimsel sahtekarlıktır. Bu sahtekarlığın suçluları, bin seneden beri bilim adamlarını odunda yakan, bilimin amansız düşmanı, tövbesiz kökten dinci; Avrupalıdır.
XI. Birim kanun değildir
Orantı, iki oranın eşitliğidir. Oranlar değiştikçe, orantı sabit kalır. Fizik geleneğinde, standart birim ve sabitlerle ifade edilmiş bir orantıya, “kanun” veya “simetri” denir.
Bu görüş yanlıştır. İsimli birimler ve sabitler orantının esas parçaları değildirler; orantı, standart birim ve ünitelerden bağımsız olarak çalışır.
İşlemler orantıyla -yani kuralla- yapılır; kurala eklenmiş belli birim ve sabitlerle yapılmaz. Sabitler ve birimler keyfidir ve sadece ölçümü ölçeklendirmeye yararlar.
Eğer, Newton mekaniğindeki gibi, sabitler ve birimlere ideolojik isimler konmuşsa; ve kuralın ayrılamaz, esas, parçaları olarak tanımlanmışlarsa; bu sabitler ve birimler, aynı zamanda, kuralı markalaştırma işini de görürler.
Güç ve kütle, Kepler kuralına eklenmiş markalaştırma simgeleridir; bu simgeler işlemsel formüllerde yer almazlar; elenirler; elendikleri için de, yer tutma simgeleridirler; dekoratif ve anlamsız simgelerdir; ölçülebilir miktarlar değildirler.
Kepler kuralı, güç ve kütle olmadan; ve G ve GM gibi, markalaşmış birimler olmadan, çalışır.
Kısaca, Y3/D2 kuralı; onun birim terimi Y03/D02‘ye verilen isim ne olursa olsun -k2 olsun, G olsun- aynı sonucu verecektir.
Örnek
Eski k2 sabitinin G diye isminin değiştirilmesi, Kepler kuralının sabit terimi Y03/D02‘ye hiç bir etki yapmamıştır. Bir ifadeyi sahiplenmek için ona isimler takmak; en eski skolastik yömtemdir, geçerliği kalmamıştır.
Örnek
Newton’un kendisi, “Newtonun’un gravitasyon sabiti G”den bihaberdi; Newton, Principia’da gezegenlerle ilgili hesaplarını, Kepler kuralını kullanarak yapmıştır; bu hesaplarında, Dünya-Venüs mesafesini birim olarak kullanmıştır.
Yani, Newton
Y0 = Dünya-Venüs mesafesi
D0 = Venüs’ün dönemi
değerlerini birim olarak seçmiştir.
Tabii ki günümüzde, Kepler kuralının birimli olarak yazılışı olan, Newton mekaniğini kullanarak; Newton’un Principia’da oranlarla yaptığı ve dinamik etiketlerle süslediği işlemleri, kolayca yapabiliriz. Fakat, oranlar yöntemi de kullanılsa; denklemler metodu da kullanılsa; kural hep aynıdır; bir tek hareket kuralı vardır, o da Y3/D2‘dır. Yörüngeleri bir kural ile hesapladığını iddia eden bir fizikçi, Einstein olsun, kim olursa olsun, Kepler kuralına eklediği ideolojik tezyinat kaldırıldığında, Kepler kuralı’nı kullandığı görülecektir.
Soruşturulması gereken şudur: Newton ve Einstein’ın müritleri fizikçiler, bunu göremeyecek kadar aptal mı; yoksa işlemleri gizlice Kepler kuralı ile yapıp, kendi öğretilerini mi bize satıyorlar? Eğer ikincisiyse -ki okulcu fizikçilerden başka ne beklenebilir- yine Avrupa’nın bilime karşı işlediği bir suç ile karşı karşıya olduğumuzu göreceğiz.
XII. Maddesiz dünya mümkün mü?
Yukarda bahsedilenler, bana tabiatın Newtoncu fiziğin varsaydığı gibi, maddeli ve kopuk değil; maddesiz ve devamlı, olduğu mesajını veriyor. Bu örneklere dayanarak, yoğunluk devamlılığının, mümkün ve ölçülebilir olduğunu; gözlemlerle desteklendiğini; ve madde varsayımından daha basit olduğunu, göstermek istiyorum.
1. Maddesiz dünya mümkündür
Maddesiz dünya bir hiçlik dünyası değildir. Maddesiz dünya, yoğunluk devamlılığı olarak, Kepler kuralı ile tanımlanmıştır. Gözlemler maddesiz yoğunluk dünyasını destekler; ölçülen madde değil, yoğunluktur.
Maddesiz dünya, maddeli dünyadan daha basittir; gözlemler daha az sayıda terimler kullanılarak hesaplanır. Maddesiz dünya gözlemlere daha uygundur, çünkü tabiatta mutlak kopukluk yoktur. Fiziğin, hiristiyan dininden ödünç aldığı mutlak tabiat ideolojisi dahilinde varsaydığı bu mutlak kopuklukları “madde” diye adlandırmak, bu faraziyeleri ölçülebilir yapmaz.
2. Maddesiz dünya ölçülebilir
Newton mekaniği ve Kepler kuralı aynı işlemi kullanarak gezegenlerin yörüngelerini hesapladıkları için; maddesiz dünya, maddeli dünya kadar ölçülebilir. Newton mekaniği, Newton’un müritlerinin iki yüz sene uğraşıp, Kepler kuralını Newton’un adını taşıyan etiketler altında saklamalarıdır; yani,
Kepler kuralı + markalı sabitler ve birimler = Newton mekaniği
Newton mekaniği, keyfi olarak seçilmiş, ve Newton adına markalaştırılmış ünitelerini, tabiatın gerçek sabitleri diye pazarlar. Bu Newtoncu propagandanın aksine, Kepler kuralı, markalaşmış Newton ünitelerinden bağımsız olarak çalışır.
XIII. Maddesiz dünyada varoluş
Maddesiz dünyada, madde-ruh ikilemi yoktur.
Madde dışı, ruhani varoluş, sadece madde varsayılırsa, vardır. Eğer madde yoksa, ruhani varoluş da yoktur.
Maddesiz dünyada, maddeli varoluş yoktur; varoluş, sözleşme ile olur. Bu doğruysa, maddeli dünya görüşünde varlığın mutlak sonu olarak görülen ölümün, yeniden tarif edilmesi gerekir.
Madde varsayımından kurtulunca; her şey bir organizma olarak kabul edilebilir. Gözlemlenen, mutlak bir platonik idealin esasa görüntüsü değil; görenin görmeyi seçtiği geçici görüntülerdir. Bir şirket, şehir, ülke, futbol takımı, hücre, ve insan vücudu; bunların hepsi, sözleşme sonucu varolmuş organizmalardır.
Bir şirket, tüzel kişi, yani hukuktan doğmuş bedensiz kişi; insan ise, bedenli kişi, yani aşktan doğmuş, olarak görülebilir.
XIV. Tabiatın bütünlüğü
Mutlak kopukluğun reddedilmesi; ve yoğunluk devamlılığının kabul edilmesi; maddesiz, devamlı, uzlaşmalı ve işlemsel bir tabiat görüşünü doğruluyor.
Her şey birdir; her parça bütünün seçilmiş parçalarının görüntülerine verilen adlardır.
Örnek
Dünya diye adlandırdığımız; bazılarının bir cisim olarak gördüğü küresel yüzey; aslında mutlak bir kopukluk değil; fakat yoğunluk devamlılığında, ortalama yoğunluğun, su yoğunluğuna eşit olduğu yerdir. Dünya diye adlandırılan yüzeyin, yüzde yetmiş beşi su ile kaplıdır.
İnsan vucudunu yüzde sekseni su olduğu için de, insanlar doğal olarak, suyu yoğunluk ünitesi olarak kabul etmişlerdir.
Fakat, Dünya’ya, insanmerkezci görüş açısından kurtulup baktığımızda, görüyoruz ki, yoğunluk devamlılığında bir kopukluk yok.
Bütün yüzeyler gibi, dünyanın yüzeyi de, gelişigüzel ve keyfi bir seçimdir. Yüzey, seçilmekle, cisim olmaz.
XV. Sonuç
Kepler kuralı, hareket ve yoğunluğu tanımlayan tek kural olarak kabul edildiği zaman; yeni, ve umulmadık buluşlar yapılacaktır.
Bu buluşlardan biri -Leibniz ve Berkeley’in de düşündüğü gibi- tabiatın maddesiz ve devamlı olduğu olabilir.