3. Tabiat ve madde

2. Bölüm

I. Tabiat ve madde

“Tabiat mutlak mı?” sorusu, çok eski ve henüz cevaplanmamış bir sorudur. Mutlağı varsayanlar, tabiatın madde denen mutlak kopukluklardan meydana geldiğini kabul ederler. Tabiat görüşlerinde mutlağı tercih edenler, dinde tek tanrıcılığı; ve toplumsal düzende de egemenlerin mutlak otoritesini kabul etmeye yatkındırlar.

Mutlağı reddedenler, devamlı ve maddesiz bir tabiat içinde yaşadığımızı söylerler; maddenin tabiatın ana maddesi olduğunu reddedip, işlemsel bir tabiat varsayarlar; mutlak ana madde yoktur derler. Her düzeyde mutlak otoriteyi reddetme eğilimindedirler.

Mutlak mı? Mukayese mi?

Bu sorunun cevabını kim vermelidir? Tabiatla ilgili sorular, bir mesleğin, bürokrasinin veya oligarşinin, tekelinde midir?

II. Tabiat ve egemenler

Tabiatla ilgili sorular hep egemen sınıfın kontrolünde olmuştur. Tee Firavunlardan beri, egemenler, ulema denen bir aracı sınıfa, kendileri tarafından onaylanmış, resmi bir tabiat görüşünü tasarlama ve tanımlama tekelini vermişlerdir. Bu anlaşmada, ulema sınıfı, egemen güçlerle halka karşı yaptığı işbirliği sonucu, emekçilik yapmaktan kurtulur ve masa başında rahat ve güvenli bir hayat sürer; egemen sınıf da bu tanımlanmış resmi fakat sahte evrenin tanrıdan tastikli kralı olarak kendini markalaştırır ve halk üstündeki egemenliğini kolayca devam ettirir.

Egemen güçlerle; tekel vererek koruma aldığı ulema sınıfı, bu sömürü işbirliğini yazının bulunmasından beri sürdürmektedirler.

Zaman içinde, bu aldatmacayı fark eden insanlar çıkmaktadır. Daha doğrusu, fark edip de bu konuyu açığa vurmayı deneyen insanlar çıkmaktadır; yoksa bu durumu bilmeyen var mı? Akıllı insanlar düzeni sorgulamadan kabul edip, kendi paylarına düşeni arttırmaya çalışırlar; yoksa düzene kandıklarından suskun kalmazlar.

Sokrates, Tales ve Galileo düzenin nasıl işlediğini açığa vurmuş kahramanlar olarak gösterilirler. Prometheus hikayesi de düzeni; sömürülenlerin yararına değiştirmeyi düşünenlerin, başına gelecekleri anlatan en eski bir hikayedir.

Düzeni sorgulayan insanların başarılı olması imkansızdır. Çünkü, bireyin ömrü; düzenin -yani organizmanın- ömrüne göre çok kısadır.

Düzen organizmasının deneyimi de binlerce sene olabilir; en önemlisi, bedensiz bir organizma olduğu için duyguları yoktur, insanlara karşı acımasızdır; o bir bireyin düşünebileceği her türlü muhalefetten geçmiştir; bireyin dayanak olarak kullandığı yeni teknolojileri de nasıl kendi menfaatine çevirebileceğini bilir; görmüş geçirmiştir; en bilge insandan da daha bilgedir; her ne yapıp edip varlığını devam ettirir.

Eğer başkaldıran birey, organizmanın zayıf noktasını bulup da ona kendini hissettirebilmişse, eleştirildiğinin farkına varan organizma -yani egemenler ve ulema işbirlikçeleri- bilimin tanımını değiştirip, kendilerini yeni ve doğru bilimin temsilcileri; ve eski kendilerini de bilim düşmanı skolastik işbirlikçiler olarak tanımlarlar.

Eski düzene karşı çıkmış bireyi de, yeni bilimsel devrim için yolu açan, yeni düzenin bir kahramanı olarak tanımlarlar. Düzen aynı şekilde, yeni ismiyle yoluna devam eder; aynı sömürü devam edip gider. Siyasi alemde de, bilimsel alemde de bu süreç aynıdır.

Siyasi devrimlerde düzenin halka verdiği tek taviz, onların kölelik takvimine, devrimin yapıldığı günü bayram tatili olarak eklemektir. Devrimden sonra sömürülenler; devrimden önce sömürülenlerdir; fakat artık onlar sömürüden kurtuldukları günü her yıl kutlamaktadırlar. Düzen organizması bedensiz ve duygusuz olabilir; ama ince bir kara mizah anlayışı olduğu kesindir.

III. Tabiat ve Newton

Bir pazarlama ve markalaştırma büyük ustası olan Newton; ki aynı zamanda uzman bir kilise tarihçisiydi; yukarda anlatılan, bireyin insansal organizmalarla yaptığı ve kaybetmeye mahkum olduğu kavgasını çok iyi biliyordu. Her pazarlamacı gibi -düğümü çözmek yerine kesen Büyük İskender gibi- Newton gerçeğin tanımlama olduğunu anlamıştı; ve madde var mı, yok mu sorusunu sormak yerine, tabiatı “kopuk, mutlak ve maddeli” olarak tanımlamıştı.

Kendini de bilimin Büyük İskender’i, İsa’sı ve Musa’sı olarak tanımlamıştı. Bu Newton markasının parlaklığından gözü kamaşmış müritleri fizikçiler de; o zamandan beri, yapılan her gözlemi Newtoncu maddecilik dogmasına uyduragelmişlerdir.

Newton’un dünya görüşündeki ironiyi farkettiniz mi? Tabiat devamlı ve maddesiz olduğu halde, Newton’un tam tersi bir kopuk ve maddeli tabiat tanımlaması nasıl oluyor da tabiatı doğru olarak temsil edebiliyor?

Tabiat devamlı ve maddesiz olduğu için! Bütün yüzeyler keyfi tanımlamalardır; tabiat görüntüden başka bir şey değildir. Mutlak bir şey varsa o da mutlakın olmadığıdır. Bütün bunlar Newton’un yanlış seçiminin doğru sonuçlar vermesini mümkün kılıyor.

IV. Tabiat ve dil

Tabiatın madde olduğu, binlerce sene, insanlara tek gerçek doğru olarak öğretildiği için; artık günlük dilin bir parçası olmuş; ve “tabiat”, “madde” ve “fizik” kelimelerinin eşanlamlı olmasından yararlan fizikçiler, kendi mesleklerine “fizik” diyerek bu anlam kargaşasından istifade etmişlerdir. Böylece fiziğin tabiatı, yani maddeyi, incelediği dilimize ve zihnimize kazınmıştır. Haliyle, “tabiat madde değildir” lafını duyan biri “iki kere iki dört etmez” gibi bir espri duyduğunu zanneder.

V. Tabiat ve insan

Madde kavramı insanı konu alan bilimleri de yakından ilgilendirir. İnsan vucudunun madde olduğu kabul edildiğinde, vucudun dışında bir dış dünya varsayılır; insan böylece etrafına yabancılaştırılır.

Maddesizlik varsayıldığında; insan vucudu bir organizma olarak görülür; ve vücudun, etrafından mutlak kopuk olmadığı anlaşılır; vücut ve bilinç ikilemi ortadan kalkar.

Maddesiz tabiatta, canlı ve cansız ayırımı da belirsizleşir. Bu açıdan bakıldığında, ölüm konusu, yeniden değerlendirilmelidir.

VI. Tabiat ve insan merkezcilik

Mutlak kopuklukların mümkün olduğunu varsayan; ve mutlak bölünmez ana madde fikrini kabul eden bir tabiat görüşü, en eski, insan merkezci görüşlerden biridir. İnsan merkezci düşünce tarzı, bilim öncesi düşünce tarzı olduğu için sorgulanmalıdır.

VII. Tabiat ve gözlemler

Maddesiz tabiatın mümkün ve ölçülebilir olduğu; maddeli ve kopuk bir tabiat varsayılarak yapılan bütün ölçümlerin, maddesiz ve kopuksuz bir tabiat varsayılarak, daha basit ve aynı sonuçlar verecek şekilde çözümlenebileceği; önemli hedefler olarak belirlenmiştir.

Sadece hareket gözlemlenir ve ölçülür. Hareketi açıklayan bir tek kural vardır; bu kural Kepler kuralıdır, ve madde varsayımını gerektirmez. Bu gerçek, hareketin maddeden bağımsız olduğunun işaretidir.

VIII. Tabiat ve başka tabiat alemleri

Fizik gibi, semavi kitap dinleri de, maddeyi temel dogmaları olarak almışlar; ve bunun sonucu olarak, madde ve ruh dünyaları diye iki ayrı alem varsaymışlardır.

Maddesiz bir dünya tasarlandığında, madde ve ruh ikilemi ortadan kalkmaktadır.

Madde ve ruh ikileminin, bu şekilde, insanların yararına çözümlenmesi, dünyada egemen semavi dinlerin, insanları bu yolla sömürmesini de sona erdirecektir. Hem fiziği -yani bilimi- hem de dini, kontrol eden güçler, madde öğretisini kullanarak, insanları sömürmektedirler.

Fizik ve egemen semavi kitap dinleri maddeyi varsaydıkları için, aslında, temelde birbirlerine çok yakındırlar; bu iki hiyerarşik bürokrasi, sadece detaylarda ayrılırlar: fizik ruhsal dünyayı yadsır, ölçülemez olduğu gerekçesiyle; kitap dinleri ise hem madde, hem de ruh dünyalarının varlığını kabul eder; ve bu iki alemi de insanlar için yasar.

Bu iş bölümü, bu iki küresel bürokrasi tarafından kabul edilmiş gibi görülse de, iki taraf da sınırları devamlı zorlar ve kendi etki alanlarını genişletmeye çalışırlar; bu akademik dalaşmayı bilim diye tanımlarlar.

IX. Tabiat ve organizmalar

Maddesiz tabiatta organizmalar birbirlerini, aşk ve anlaşma ile etkilerler; güç ve temas ile değil; böylece fiziğin; mekanik dünya görüşünden kaynaklanan, ve temassız hareketi çözümleyemeyen; en eski problemlerinden birine çözüm getirir; ve tabiatüstü farazi dünyaları ve boyutları gereksiz kılar.

Aşk kendini, iki organizma arasında, anlaşma olarak belli eder. Hareket ve varoluş aşk sonucu gerçekleşir; mutlak kopukluklar arasında ektileşim gerçekleştirdiği varsayılan bir güç tarafından değil.

Fizik mesleği, kurucusu Newton’un varsaydığı bu okült ve tabiatüstü gücün; zaman geçmeden ve temassız etkileşim yoluyla hareket yaratması problemini uzun zamandan beri çözmeye çalışmaktadır.

Fizikçiler, Newton’un tabiatüstü gücünün yerine geçmek üzere; alan, jeodezik, kurye parçacıklar, sicim, olasılık, gibi kavramları, ortaya atmışlardır; yenileri yoldadır. Bu kavramların hiç biri, sorunu basit ve yeterli bir şekilde çözememiştir. Bu bahsi geçen “maddenin hareketini açıklama faraziyeleri” fizikçilerin madde dogmasından kesinlikle vazgeçmeyi reddettikleri için yaratılmışlardır. Hareket eden madde olmadığı için, fizikçiler bu faraziyelerini bir türlü tabiata yutturamamaktadırlar.

One Response to 3. Tabiat ve madde

  1. Merhaba
    Çok ilginç sizinle düşüncelerimiz bir şekilde benzerlik arz ediyor ama ben maddesizlikten ziyade maddenin mahiyeti ile ilgili yanlış bir algıdan bahsediyorum.
    Evet fizikçilerin madde ile ilgili bir takıntıları vardır ama bu onun parçacık olması ile ilgilidir.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s